Hikâye

Bir zamanlar, balkonumda bir kumru ailesine ev sahipliği yaptım. Önce yuvaları için sabırla çalı çırpı taşıyan sevimli çiftle tanıştım. Bu onların her anı neşe ve barış içinde paylaşmalarına olan hayranlığımın başlangıcı oldu. O güne kadar tanıştığım en iyi çift kesinlikle onlardı… O aralar, balkonum kullanılmayan eski eşyalar ve kutularla doluydu. Küçük arkadaşlarım duvara yaslı duran uzunca bir kutunun üzerine yuva yaptılar. Kısa bir süre sonra üzerinde sırayla kuluçkaya yattıkları küçük bir yumurtaları oldu. Tek ayrılıkları biri yumurtayı sıcak tutarken, öteki yemek bulmak zorunda olduğu için gerçekleşti.

İki bebeğimiz oldu. (Biz diyorum, çünkü artık kendimi ailenin bir ferdi gibi hissediyordum.) Bebekler doğduktan sonra, aileye olan hayranlığım daha da arttı. Onları beraberken izlemek meditasyonum olmuştu. Ailenin sevgi, şefkât, ilgi ve neşe dolu anları, balkon penceremden cennete tanıklık ettiğim anlardı. Zamanla anne-babanın mutfak penceresinden kahvaltıma eşlik etmesi sabah ritüelimiz haline geldi. Nasıl bilmiyorum, aramızdaki sevgi her sabah tüylerimi ürperten bir şekilde ifade buluyordu. Ritüelin bir parçası olarak, kahvaltı sonrası balkon pencereme, yavrulara bakmaya gidiyordum.

Böyle sabahlardan biriydi, kahvaltı ediyordum ve çok yakından gelen bir karga sesiyle irkildim. İçgüdüsel olarak balkona koştum ve balkon kenarına konmuş bir kargayı bebeklerle baş başa buldum. Beni görünce kaçan karganın geri gelmesi fazla uzun sürmedi, ve ben 7/24 orada bekleyemezdim. Bilinen en eski yöntem olan korkuluk seçeneğini denemekten başka çarem kalmadı… Bir oyuncak palyaço, bir ütü masası ve eski bir ceket yardımıyla tanıdığım en şirin korkuluğu yarattım. İşe yaradı! Eve ilk dönüşümde herkesi sağ salim bulmak beni çok sevindirdi. Başarmıştım, hayatlarını kurtarmıştım. (I)

Sabah ritüelimizi devam ettirdik, ve yavrular büyüyordu. İlk zamanlar, her karga sesi duyduğumda balkona koşuyordum, daha sonra farkettim ki tam karşı ağacın tepesinde bir karga ailesi yaşıyor. Bazılarının gizlenmeye, bazılarının avlanmaya ihtiyacı var… Kargaların yakında yaşadığını öğrendikten sonra her seste yavruları kontrol etmeyi bıraktım.

Bir gün, yine bir karga sesi duydum ama kahvaltıya devam ettim. Kahvaltıyı bitirip yavrulara bakmaya geldiğimde, gitmişlerdi… Kalbimden vurulmuşa döndüm. “Onları kontrol etmeliydim! Bu defa ses çok yakından gelmişti!” Aniden büyük bir pişmanlık ve acı beni ele geçirdi. Onları hayal kırıklığına uğratmıştım ve ne yapacağımı bilmiyordum. Orada daha fazla duramadım ve başka bir odaya geçtim, kumru çifti de benim peşimden o odanın penceresine geldi. Sürekli bana bakıp guguklamaya başladılar ama ben onları göremeyecek kadar üzgündüm ve odamı değiştirdim. Beni takip ettiler, hangi odaya gidersem gideyim arkamdan geldiler… Çocuklarının kaybolmasından beni sorumlu tuttuklarını düşünerek onlara telepatiyle mesaj yollamaya bile çalıştım. “Yavrularınızı alan ben değilim, karga!” (Evet, cam kenarına oturmuş, bana guguklayan iki kumruya bakıyor ve bebeklerini bir karganın alıp götürdüğünü hayal ediyordum…) Onları ikna edemedim ama bir şekilde onlar beni balkona geri dönmeye ikna ettiler.

Balkonun içinde bir oraya bir buraya panik halinde uçmaya başladılar. Yaptıklarına öyle şaşırmıştım ki sonunda bütün dikkatimi çekmeyi başarmışlardı. Yere düşmüş ve eşyalar arasına sıkışıp kalmış yavruyu görebilmem için daha dikkatli bakmamı sağladılar. (Beni suçlamıyorlardı, onların bizim gibi zihinleri yok. Sadece yardıma çağırıyorlardı.) Yavruyu kurtarıp yuvaya koydum. Karga kardeşini alırken yere düşmüş olmalıydı. Zihnimde senaryolar, cinayet mahalini incelerken, kutuyla duvar arasına sıkışmış küçük bir kanat gördüm! Katledilmiş küçük arkadaşımın parçalarını bulmaktan korkarak baktım ve ordaydı, hayatta! (Artık daha hareketli olduklarından kutuyu sallamış ve biri öne biri arkaya düşmüştü.) O kadar mutluydum ki sadece o kanadı görmemiş, kendime takmış uçuyordum. Diğer yavruyu da kurtardım, yuvayı o kutudan kesip daha sabit bir yere yapıştırdım. Evet, yapmıştım, hayatlarını tekrar kurtarmıştım. (II)

Son kurtarma operasyonundan birkaç gün sonraydı, çocuklar artık anne-babalarının yarısından büyük ve eskisinden daha hareketliydi. Bir arkadaşım beni ziyarete gelmişti ve balkon pencerem görüş alanımdaydı. Arkadaşımla sohbet ederken, yavrulardan biri balkondan dışarıya uçuverdi! Büyük bir heyecan ve endişeyle pencereye koştum. Önce, en yakındaki ağaca baktım, ama orada yoktu. Bakışlarımı aşağı indirdim ve ordaydı, aşağı komşumun pencere pervazında. Şimdi gerçekten endişelenmiştim, sadece uçmayı becerememiş, aynı zamanda bütün tehlikelere açık hale gelmişti. Bir süre uçmasını bekledim ama denemedi bile. Yaklaşık on dakika bekledikten sonra misafirime ayıp olmasın diye içeri girmek zorunda kaldım. Arkadaşım anlatmaya devam etti, ama benim aklım komşumun penceresinde kalmıştı. Küçük arkadaşımı tekrar kontrol etmem çok uzun sürmedi ama orada değildi… Sadece birkaç tüy ve anlamak istemediğim bir leke vardı. Bakışlarımı yan odanın penceresine çevirdim. İşte oradaydı… Bir karganın ağzında… Cennet temsilcimin katiliyle göz göze geldim. Gözlerimdeki acıdan haz etmemiş olacak, uçup gitti. Üzgündüm, ama daha fazlası şaşkındım. Hikaye sürekli beni çağırmış, ve her ana tanıklık etmemi istemişti. Kumru, balkondan herhangi bir an uçabilirdi ama gördüğüm anı seçti. Karga, yavruyu kapıp gidebilirdi ama görmemi bekledi. Çok üzgündüm, doğru. Ama şimdi tekrar hatırlıyorum da, içimin derinliklerinde kendimi şanslı hissettim. Bu sadece bir hikaye değil, benim uyanışa davetimdi.

Olayı takibeden günlerde kendimi kargayı suçlarken ve lanetlerken buldum. Yapabileceğim herşeyi yapmış, ama küçük dostumun kaderini değiştirememiştim. “Hepsi karganın suçu. Ailemi mahvetti. Lanet olsun kargalara! Hepsi şeytan…” Hikayeyi en sevdiği kurban bilinciyle yorumlayan zihnimın keyfi yerindeydi.

Sonra uyandım… Zihnimin nefretle dolu, gözlerimin tamamen kapalı, ve kalbimin kilitli olduğu günlerden biriydi. Kendimi mutfakta, elimde bir tava, kargayı lanetlerken yakaladım. Tavanın üzerinde büyük, kanlı bir et parçası vardı. Şaşırmış ve kaybolmuştum. Farklı bir kayboluştu bu, yolumda giderken yanlış yola sapmışım gibi değil. Hayır, çok uzun zamandır kayıpmışım gibi hissettim. Beklenmedik şekilde rahatlatıcı bir histi, en azından artık kaybolmuş olduğumu biliyordum. Sevgili dostlarım, bazen kaybolmuş olduğunu bilmek dünyanın en güzel duygusudur.

Mutfaktaki şaşkınlığımdan birkaç gün sonraydı. Gecenin bir saatinde uyandım, bilgisayarımın başına geçtim, ve yazmaya başladım… Düşündüklerimi değil, hatırladıklarımı yazıyordum. İlk ve belkide en anlamlı “bir şey” imi yazdım. Bitirmem 5-10 dakikamı aldı. Benim gibi birisi, o kadar sürede adını bile yazamaz. Benim gibi birisi, o kadar sürede yazılan bir şeyi asla beğenmez. (Kendimi tanıdığımı sandığım zamanlardaki benden bahsediyorum.) Ama şimdi burdayım, ve o bir şeyi sizinle paylaşıyorum. Biliyorum ki bunu zihnim yaratmadı, kalbim hatırladı.

Karga ve Kumru

Bu son matem mi? diye sordu
Çünkü bu son sabahmış gibi hissediyorum
Uykumda bir kumruydum
Ama bir karganın ağzında uyandım

Nasıl bir kâbus bu? dedi zihnim
Karanlığı lanetle, suçla ve sinirlen…
İşte uzun zamandır düştüğün tuzak
Şeytan karanlığını nasıl yakacağını bilir

Tanı, lanetle […]